KAPAK İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ SÖZCÜĞÜN ANLAMI - Kavram - Anlam - Temel Anlam - Yan Anlam - Sözcüğün Yan Anlam Kazanma Yolları (Aktarmalar) - Deyiş Aktarmaları İnsan Organ Adlarının ve Özelliklerinin Doğaya Aktarılması Doğa Adlarının ve Özelliklerinin İnsana Aktarılması Duyular Arasındaki Aktarmalar Somutlaştırma - Ad Aktarması Dolaylama - Eylemlerin Yan Anlam Kazanması - Sözün Anlamı İkilemeler Sözcük Öbekleri Söz Mecazı Deyim Atasözü Özdeyiş (Vecize) - Tümcenin Anlamı SÖZCÜĞÜN GÖREVİ - Sözcüğün Tümcedeki Görevi - Yüklem Yüklemin Özellikleri - Özne Öznenin Özellikleri - İyelik Ekleri - Ad Tamamlaması Belirtili Ad Tamlaması Belirtisiz Ad Tamlaması - Özne-Yüklem Uyumu Tekillik-Çoğulluk Bakımından Kişi Bakımından - Tümleç - Dolaylı Tümleç 1.Yaklaşma (yönelme) durumu 2.Bulunma (kalma) durumu 3.Ayrılma (uzaklaşma) durumu - Belirteç (Zarf) Tümleci - Nesne (Doğrudan Tümleç) Geçişli Eylem Belirtili Nesne Belirtisiz Nesne - Tümcenin Öğeleri (Özet) - Sözcüğün Dilsel Görevi - Sıfat (Önad) Sıfatların Genel Özellikleri Sıfat (Önad) Tamlaması İyelik Öbeği - Belirteç (Zarf) Eylemi Belirten Belirteçler Sıfatı Belirten Belirteçler Belirteci Belirten Belirteçler - Adıl (Zamir) Kişi Adılları (Şahıs Zamirleri) a) Asıl kişi adılları b) Dönüşlü kişi adılı: KENDİ Gösterme Adılları (İşaret Zamirleri) Soru Adılları Soru belirteçleri (soru zarfları) Belirsizlik Adılları (Belgisiz Zamirler) - Sayı Sıfatları SÖZCÜĞÜN GÖREVİ VE ANLAMI - İle Bağlaç İlgeç (Edat) - İçin - Gibi İlgeç Göreviyle Ad ve Adıl Olarak - Kadar - Başka Sıfat Göreviyle Ad ve Adıl olarak İlgeç Göreviyle - Doğru Sıfat Göreviyle Ad olarak (Ad Türünden) Belirteç Göreviyle İlgeç Göreviyle - Karşı Ad olarak (Ad Türünden) Sıfat Göreviyle İlgeç Göreviyle Belirteç Göreviyle - Ama (fakat, amma, lakin, ne ki, ne var ki, buna karşılık) Bağlaç Göreviyle İlgeç Göreviyle - Ancak Belirteç (Zarf) Göreviyle Bağlaç Göreviyle (Ama'nın işlevlerinde kullanılır) - Yalnız Ad Olarak Sıfat Göreviyle Belirteç Göreviyle Bağlaç Göreviyle (Ama'nın işlevlerinde kullanılır) - Da (De) İlgeç Göreviyle Bağlaç Göreviyle - Mı (mi, mu, mü) İlgeç Göreviyle Bağlaç Göreviyle - Ki Bağlaç Göreviyle İlgeç Göreviyle - Daha Ad Olarak Sıfat Göreviyle Asıl Belirteç Göreviyle Sıfatı Belirten Belirteç Göreviyle Belirteci Belirten Belirteç Göreviyle - Çok Ad Olarak Sıfat Göreviyle Asıl Belirteç Göreviyle Sıfatı Belirten Belirteç Göreviyle Belirteci Belirten Belirteç Göreviyle - Pek Ad Olarak Sıfat Göreviyle Asıl Belirteç Göreviyle Sıfatı Belirten Belirteç Göreviyle Belirteci Belirten Belirteç Göreviyle SÖZCÜĞÜN YAPISI - Basit (Yalın) Sözcük - Kök - Kökün Özellikleri Kök, Tek Hecelidir Kök, Sözcüğün Başındadır Kök, Ek Alınca Ses Değişimine Uğramaz Kök, Ad ve Eylem Kök Olarak İkiye Ayrılır Eylem Kökü Tek Başına Kullanılamaz - Yansıma Sözcük - Türemiş Sözcük - Yapım Eki - Gövde - Türkçede Kimi Yapım ve Çekim Eklerinin Özellikleri - Belli Başlı Çekim Ekleri - Ad Durum Ekleri Yönelme Durumu Bulunma Durumu Ayrılma Durumu Belirtme Durumu - İyelik Ekleri - İlgi Ekleri - Aitlik Ekleri - Çoğul Ekleri - Küçültme Ekleri Eşitlik Durumu - Gibilik ve Benzerlik Ekleri - Eylem Çekim Ekleri - Belli Başlı Yapım Ekleri - Sözcüklere Değişik Görevler Yükleyen Ekler - Bileşik Sözcük - Bileşik Adlar - Oluşumlarına Göre Bileşik Sözcükler Anlam kayması yoluyla oluşanlar Ses değişmesi yoluyla oluşanlar Tür kayması yoluyla oluşanlar - Yapılarına Göre Bileşik Sözcükler Belirtisiz ad tamlaması biçiminde yapılanlar Sıfat tamlaması biçiminde yapılanlar Tümce biçiminde yapılanlar - Bileşik Eylemler A) Ad + Yardımcı Eylemden Oluşan Bileşik Eylemler Yardımcı eylem Ses (hece) düşmesi Ses türemesi (ikizlenme) B) Eylem + Yardımcı Eylemden Oluşan Bileşik Eylemler Bileşik Eylemler Yeterlik Yan anlamları Olumsuzu Tezlik Olumsuzu Sürerlik Yaklaşma 2. BÖLÜM: YAZIM KURALLARI
(İkinci Bölüm - İçindekiler) 3. BÖLÜM: TÜMCE (CÜMLE)
(Üçüncü Bölüm - İçindekiler) 4. BÖLÜM: DOĞRU VE İYİ ANLATIM
(Dördüncü Bölüm - İçindekiler) |
SÖZÜN ANLAMI Söz ile sözcük arasındaki ayrıma değinmeliyim önce. Çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmaları yanıltmamalı; biz aralarına kesin bir çizgi çekmek zorundayız. Bir kere aralarında boyut farkı var. Sözcük (sonundaki -cük her ne kadar yapım ekiyse de tümden dışta bırakmadığı küçültme anlamının da katkısıyla) sözden küçük olandır gerçekten. Sözcük, bir anlam birimidir, tektir; her anlama bir sözcük düşer. Öyleyse, sözün sözcükten büyük olması için en az iki birim olma zorunluluğu vardır. Başka bir deyişle söz, en az iki sözcüktür. Sözcüklerin yan yana gelmesinde mantık belirleyici olur. "Mor elbise, mor dağlar" dendiğindeki uyumun, "mor ahlak" dendiğinde yitmesi bundandır. Mantıklı bağdaştırmalar üzerinde duracağız burada, hatta daha çok kalıplaşmış sözler üstünde. Peki, neleri sayabiliriz "söz" kapsamında? En az iki sözcükten oluşan bütün sözcük öbeklerini. İkilemeler Aynı sözcüklerin, yakın ve karşıt anlamlı sözcüklerin ya da ses benzerliği taşıyan sözcüklerin yinelenmesiyle oluşan sözcük öbekleridir.
Sözcük Öbekleri İlgeç (edat) öbeklerinden tamlamalara kadar iki sözcükten oluştuğu halde temelde tek kavramı karşılayan bütün sözleri bu kapsamda düşünebiliriz. Görevleri değişebildiği gibi, anlamları da bağlama, yani tümcenin neresinde, nasıl kullanıldığına göre değişen bu öbeklerin anlamları üstünde, bu yüzden, durmaya pek gerek yok. Sabaha kadar, aşağı doğru, kitabın kapağı, sarı hırka... Söz Mecazı Kimilerini "imge" sayabileceğimiz "söz mecazı", tanımını adında taşıyor aslında. Tek sözcüğün değil, sözün (en az iki sözcüğün) somut temel anlamından uzaklaşarak soyut bir yan anlam kazanması. Ali Püsküllüoğlu, Edebiyat Sözlüğü'nde şöyle tanımlıyor imgeyi:: "Yazınsal ürünlerde, özellikle de şiirde dile getirilmek isteneni daha canlı, daha etkili, duyumsanabilir, göz önüne getirilebilir bir biçimde anlatmak için, onunla başka şeyler arasında bağlantı kurularak zihinde canlandırılan yeni biçimlerdir." Birkaç sayfa öncesine dönerseniz "mecaz"a da benzer bir tanım yaptığımızı göreceksiniz. Çünkü, temel anlamı somut tek sözcüğün, soyut yan anlam kazanması "mecaz", birden çok sözcüğün (söz) aynı işlemden geçmesi de "söz mecazı"dır. Deyimlerden tek farkı, deyimlerin kalıplaşmış, söz mecazının ise özgün oluşudur. Tıpkı deyimlerdeki gibi söz mecazını da düz anlamıyla algılamaya kalkmak, insanı gülünç duruma düşürebilir. Mustafa Ekmekçi, yazmanın, konuşmanın, hatta düşünmenin bile yasak olduğu 12 Eylül günlerinde, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, "Satır aralarını okuyan okurlarım anlamıştır ne demek istediğimi." gibi tümceler kurardı. Bir arkadaşımın gazeteyi kaldırıp ışığa tuttuğunu, satır arasında ne yazdığını bulmaya çalıştığını anımsarım bugün bile. Üstelik çocuk falan değildi; ama satır arası okuma'nın, orada "açıktan açığa söylenmese de sezdirilen kimi şeyleri anlamak" demek olduğunu kavrayamamış. "Toprağının özsuyuyla beslenmek" sözünde sözgelimi, bilmediğimiz hiçbir sözcük yoktur; ama yine de hiçbir sözcük temel anlamında kullanılmamıştır. "Ülkesinin kültürünü özümlemek"biçiminde verebileceğimiz soyut anlam, "toprak", "özsu", "beslenmek" gibi temel anlamı somut sözcüklerle iletildiği için gözümüzde somutluk kazanmaktadır. Cemal Süreya'nın, Yunus Emre'yi anarken "Türkçenin süt dişleri"nden söz etmesi, uzaktaki İstanbul'u "feodaliteyi süpüren byıklarıyla" anlatması, hep birer imge örneği sayılabilir. Deyim En az iki sözcüğün kendi temel anlamlarını yitirerek, yeni ve soyut bir kavramı karşılamasıdır. Bu tanımdan çıkarabileceğimiz ipuçlarından (satır aralarını okumaktan) başlayarak deyimlerin özelliklerini sıralamaya çalışalım şimdi:
Atasözü Bir deneyimi, birikimi aktarırken değer yargısı oluşturan ve değer yargılarını yaşatan, akılda kalıcı, özlü sözlerdir. Atasözlerinin özelliklerini maddelerken bu tanımdan yola çıkalım:
Özdeyiş (Vecize): Aslında "imzalı sözlerdir" diye tanımlamam yeterli; çünkü atasözlerinden en önemli farkı budur özdeyişlerin. Adı üstünde, onlar da "öz"lü sözdür; ancak, söyleyeni bellidir. Çoğu kez sınıfta tartışma açmak için sorduğum soruyu burada da sorayım: "Peki, söyleyeni belli olmazsa, unutulursa özdeyişlerin atasözüne dönüşme olasılığı var mıdır?" Yanıtını da ben vereceğim mecburen: Vardır; üstelik yüksektir bu olasılık. Ancak bir de koşul vardır: imzasız, söyleyeni unutulmuş bir özdeyişin atasözüne dönüşmesi için hem biçimce, atasözü gibi akılda kalıcı, hatta ölçülü / uyaklı olması gerekir hem de halkın değer yargıları ve daha önce verilmiş anonim ürünlerle içerik açısından benzer özellikler taşıması. Ziya Paşa'nın "Bed asla necabet mi verir hiç üniforma / Zerduz palan vursan eşek yine eşektir" ya da "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi beyitlerindeki görüşler, "Kızını dövmeyen, dizini döver" diyen halkın değer yargılarıyla örtüşecektir; ama Ziya Paşa'nın terkibibendinde geçen bu türdeki söyleyişlerin orada dile getirildikten sonra mı yaygınlaştığı; yoksa zaten atasözlerinden mi alındığı çok da belli değildir. Bir de örneğin, Beethoven'in, "Güzel müzik, erkeklerin kalbini yakmalı; kadınların gözünü yaşartmalıdır." özdeyişi, Beethoven tarafından söylendiği unutulsa da cıvıl cıvıl halk ezgileri yapmış bir toplumca, kendi eserlerini dışlama tehlikesi getireceği için benimsenmeyecektir. Aynı biçimde Nietzsche'nin, "Gençler, başınızın üstüne şu levhayı asıyorum: 'Sert olunuz.'" özdeyişi de kendi çocuğunu, olası belalardan uzak tutmak için "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demesi" yönünde uysallaştıran, "El öpmekle dudak aşınmaz." diye eğiten bir halkın beklentisiyle örtüşmeyecektir. |