AĞITLAR YEMEN AĞIDI Memet ile Memiş adlı iki kardeş asker olarak Yeis, men'e, daha doğrusu Arabistan'a gidiyorlar, ikisi de dönmüyor. Bu iki kardeş Kadirli'nin Yaldızdut köyünden olurlarmış. Bu ağıdı şehitlerin acısı yakıyor. Çukurova'da bu ağıt «Yemen Ağıdı» diye ünleniyor. Kara çadır is mi tutar Martin tüfek pas mı tutar Ağlayalım anam bacım Elin kızı yas mı tutar Günden yanı soldu m'ola Yerden yanı uldu m'ola Memedimin ala gözün Karıncalar oydu m'ola Basma fistan kirlenirse Başta püskül fırlamrsa Ya kimlere baba desin Senin bebek dillenirse Gitme Yemene Yemene Kansın toza dumana Mektubunu sal kardaşım Bacını koyma gümana Gitme Yemene Yemene Yemen sıcak kahve pişer Asker talime çıkınca Aceminin aklı şaşar Gitme Yemene Yemene Yemen sıcak dayanaman Tan borusu er vurulur Sen cahalsın uyanaman Tarlalarda biter Kamış Uzar gider vermez yemiş Çöl Yemende can verenler Biri Memet biri Memiş BATTALIN AĞIDINDAN Boz lökü kapıya geldi Eğdi boynun haber aldı Sen duymadın Arzu bacım Battal d'öldü Davut d'öldü Sandıktan tutup kalkıyor Adam şuna güvenir mi Beş döşekten yer sererdim Battal taşa-dayanır mı Çıkarım Berit başına Başın kar olursa olsun» Çekerim bebek derdini Dulluk zor olursa olsun POYRAZIN AĞIDINDAN Oğlum kalmadı ocakta Atım kalmadı bucakta Ne yatarsın Derviş oğlum Kuşluklayın ısıcakta Abalar giydim abalar Beni kınaman obalar Kara Dedem, can veriyor Kâh bakar da kâh çabalar Kırat gelir harlayarak Nalı gelir parlayarak Sarı Ahmedim can veriyor Kara perçem terleyerek Odamıza yer serdiğim Telli çarşaflar örttüğüm Sanlsana Sarı Ahmedim Küsüp de ayrı yattığım EMİNENİN AĞIDINDAN Maşallah bacım maşallah On dördünde aylar gibi Silkinir dışarı çıkar Arabistan taylar gibi Yekin gül dudaklım yekin Efendin gelir darılır İki gelin bir olunca Çiçek biter yer yarılır HÜSEYİNİN AĞlDINDAN İnce Hüseyinim ince Mavi püskül dal kulunca Ortalığınız durulsun Bizim yalınız ölünce Ağam da ay gibi parlar Emmim de gün gibi sırlar Kıv eyle kardaş kıv eyle Bize kıv atlısı derler KALBURDAĞININ AĞIDI Maraşlı Beyazıt Beyleriyle Arap Ağa adlı Bey bir kız kaçırma yüzünden düşman oluyorlar. Beyazıtlılar, bir gün bir konuklukta Arap Ağayı al ile öldürüyorlar. Beyazıtlının kaçan kızı Arap Ağanın oğlu Hüseyinin karısı bu ağıdı yakıyor. Beyazıtlılar Hüseyini de öldürüyorlar. Hüseyin Bey de birisi Minderi kaplan derisi Gördüm tayfalar elinde Kehribardan imamısı Mavi şalvar ışıl ışıl Kaçma ayağ'na dolaşır Car eyleme Ağa babam Hüseyin oğlun ulaşır Kalburun akaba yanı Çığlar gider adam kanı Beş yıllıcak gelin kaldım Nider de alırdın beni Kalburda da devem durdu On iki top kumaşım aldı Aldı doymaz Beyazıtlı Sandığıma balta vurdu Kalburun da kar'ardıcı Halepten alırlar tuncur Hüseyinim düğün kurmuş Acep kim olur sağdıcı Çakal atı bilmez terki Fati kızı aldı korku Aldı doymaz Beyazıtlı Bir sandıktan dokuz kürkü Kırlangıç yapar yuvayı Çamur sıvayı sıvayı Bana düşman kızı derler Gavur babamdan dolayı BEBEK AĞIDI Bebek ağıdını kimin söylediği, söyleyenin hangi köyden, kim olduğu bilinmiyor. Bu ağıdın Çukurovalı bir kadın tarafından yakıldığı da ağıttan belli. Bir Bey oğlunun, evlendikten ancak sekiz yıl sonra, bir çocuğu oluyor. Oba şenlik şadımânlık ediyor. Çocuk doğduktan altı ay sonra da yaylaya göçülüyor. Yolda, bir deveye bağlı bulunan beşik çam dallarından birisine takılıp kalıyor. Beşiğin çam dalında kaldığını da bebeğin anasından başkası görmüyor. O da önünde giden kayın babasına bu durumu söyleyemiyor. Çünkü onunla konuşmuyor. Anadoluda sürüp gelen bir «gelinlik» geleneği vardır. Gelin uzun bir süre kocasının yakın akrabaları ile konuşmaz. Sesini yakın akrabalara duyurmaz. Onların sorularına da baş işaretiyle evet ya da hayır, diye karşılık verir. Neden sonradır ki gelinin kocası bebeğin dalda kaldığını ondan haber alıyor. Geriye dönüyorlar ki ne görsünler yırtıcı kuşlar bebeğin gözlerini oymuşlar, işte bu ağıdı bebeğin anası orada yakıyor. Deveyi deveye çattım Örkünü üstüne attım Alamadım bebek seni Kayınbabamdan hicap ettim Harmancığın kayaları Nen çalıyor mayaları Berk mi değdi ak bebeğim Karakuşun sayaları Harmancıktan çıktım yayan Dayan hey dizlerim dayan Şimdi emmilerin gelir Kimi atlı kimi yayan Karakuş döner havada Yavrusun komaz yuvada Ora gidek ak bebeğim Bir gönlüm Çukurovada Gökte bulut kar havası Işkın yayılır devesi Silini silini ağlar Bebeğin tülü mayası Bebek beni deleyliyor Karşı daldan el eyliyor Bebeğin uykusu gelmiş Gel de beni bele diyor Harmancıkta tütün tüter Çıngırdaklı koşum öter Derdeyleme ak bebeğim Benim derdim bana yeter Karakoyun karakoyun Ciğer ile olmaz oyun Meler m'ola benim gibi Kuzusun aldıran koyun AHMEDİN AĞIDI Kozan (eski adı Sis) köylerinden birinden yaşlı bir kadının biricik oğlu düşmanları tarafından öldürülüyor. Ahmedin Ağıdını ana ve gelin karşılıklı söylüyorlar. Gelin: Şu Sisin de günden yüzü Açıldı mı top nergisi Kalk anam oğlunu getir Günde ağlatırım sizi Ana: Ahmedim gelir birazdan Çjkamaz ottan firezden Ne sen aldın ne ben aldım Elin aldığı mırazdan Gelin: Kara dutta kab'ağaçlar Başında ötüşür kuşlar Ayan olsun garip anam Bir oğlunu öldürmüşler Ana: Efesini bana verin Ben belime sokacağım Ahmet oğlum düğün kurmuş Ben halaya çakacağım Gelin: Kozanın da üstü bucak Ot biçerler kucak kucak Sana diyom garip anam Yanar m'ola batkın ocak KOZANOĞLUNUN AĞIDI 1876'da Güneydeki aşiretler yerleşmeye karşı koymuştur ve Osmanlıya başkaldırmalardı. Ayaklanmanın başını Kozanoğlü çekiyordu. Bu ayaklanmada aşiretler yenildi. Kozanoğlü Yusuf Ağa öldürüldü, Ahmet Paşa yakalanarak tutsak edildi. Bu ağıdı Kozanoğullarının kızkardeşleri Karakız Hatun söylemiştir. Çıktım Fekenin dağına Remil attım dost bağına Aşiretten imdat olmaz Kaç kurtul Gâvurdağına Çıktım Fekenin dağına Karı dizleyi dizleyi Yaralarım göz göz oldu Cerrah gözleyi gözleyi Odasında terzi işler Küheylanı yeri dişler Ünü büyük Kozanoğlum Kürk giyidir at bağışlar Kutnu zıbının kardağı Elinde gümüş bardağı Zemherinin ortasında Oda vermişler çardağı Amanın böyle olur mu Oğul babayı vurur mu Padişahın askerleri Bu dünya size kalır mı Kara çadır eğmeyinen Ucu yere değmeyinen Ne kaçarsın Kozanoğlu Beş yüz atlı gelmeyinen Kozan dağı dağ değil mi Çevre yanı bağ değil mi Öldürmüşler Kozanoğlum O da bize ar değil mi Kozan suyu akmam demiş Dört yanımı yıkmam demiş Ünü büyük Kozanoğlum Ben yurdumdan çıkmam demiş Karalı yağlık karası Adana Kozan arası Ben öpmeğe kıyamazdım Ak döşü süngü yarası Hezerine hüzerine Nur damlamış mezarına Kalk gidelim Kozanoğlum Bin kır atın üzerine Hele Kozana Kozana Kozana destan yazana Kurban olayım olayım Küsüp de dağda gezene Kozan dağı çatal matal Ortasında bir gül biter Öldürmüşler Kozanoğlum Aşireti ağlar yatar |