|
BEŞ DENİZ YAYLASINDA DOĞUŞ
IV. Anadolu'daki Çocukluk
1. Anadolu'da Üstünlük
1
Osmanlı devletinin kuruluşu, modern tarihle ilgilenenlerin önemli
konularından biridir. Söğüt'te, yani Selçuk-Bizans
sınırında kurulan küçük bir uç beyliğinin, modern zamanların en güçlü
imparatorluklanndan biri haline gelmesi, tarihçilerin sürekli merakını çekmektedir.
Nasıl oldu da, bu islâmiyet ve Bizans imparatorluk mirasını devralan Osmanlılar,
Balkanlar ve Anadolu gibi son derece stratejik, kanşık ve savunulması zor bir bölgede
istikrarlı ve kıskanılacak kadar uzun ömürlü bir imparatorluk kurabildiler?
Bu önemli ve açıklayıcı soruya cevap verebilmek için, Osmanlı
devletinin kurulmasından biraz önceki döneme ğeri giderek, Anadolu'daki kitlesel
nüfus hareketlerini, Gazi beyliklerin kuruluş aşamalannı, Osmanlılar'ın kuruluşunu
etkileyen çeşitli toplumsal ve ekonomik öğeleri ve Osmanlıların kuruluşları
sırasında sahip olduklan üstünlükleri kısaca da olsa gözden geçirmek gerekiyor.
2
Daha önce de belirtildiği gibi, 13. yüzyıldaki Moğol
istilâsı, Beş Deniz Bölgesinde bulunan Türkmen kabileleri, Iran ve Azerbeycan'dan
batıya doğru hareketlendirmişti. Bu yüzyılın ortalannda Beş Deniz Bölgesinde
Moğol hükümranlığının tanınması, Anadolu'nun Moğollar tarafından işgali ve
bölgede Moğol yönetiminin kurulması, Anadolu Selçuklu devletinin batı
sınırlarına, yani Bizans'a koşut olan bölgelere kitlesel nüfus haraketlerini
başlattı. Bu harekette, Türkmen kabilelerinin, sürüleri için daha iyi otlak
bulabilme umutları ve Hıristiyan topraklarına ganimet için saldırı istekleri sonunda
Selçuklu merkezi hükümetine "yıırt" (yazlık ve kışlık oturma alanı)
için baskıları gibi kabilelere özgü, topraklarını dış saldırılara ve özellikle
Bizans'a karşı koruyabilmek gibi Selçuklulara özgü düşünceler rol oynamıştır.
İkinci büyük göç hareketi, 1277 yılında Selçuklular'ın
Moğollara karşı Anadolu'da kurdukları ittifakın ürünüdür. Selçuklu
yöneticilerle birlikte Mısır Memlukları ve Türkmenler Moğol egemenliğine karşı
"kutsal cihat" açtılar. Doğuda Moğollara karşı kazanılan zaferlerden
sonra yeniden bilenen saldırgan "cihat ruhu", zamanla "kutsal cihat"
olarak batıya, iyi korunamayan Bizans'a yöneldi. Bu sırada İlhanlı imparatorluğunun
içinde süren iç savaş (1291-1295) ve Anadolu'da bazı Moğol askeri valilerin
ayaklanmaları ve uyguladıkları baskılar, daha çok sayıda Türkmenin batıya doğru
hareketlenmesine yol açtı (Bu arada, Osman Gazi'nin adı, ilk defa olarak, Bizans
topraklarına akınlar yapan Türkmen kabilelerinin önderi olarak Bizans kaynaklannda
geçmektedir).
Öyle görülüyor ki, büyük demografik potansiyeli ve "kutsal
cihat" ideolojisi ile Bizans sınırlarında kurulan beyliklerin ve özellikle
Osmanlıların, o sıralarda karışıklıklar içinde bulunan Hıristiyan dünyaya
karşı genişleyip başarı kazanmaları kaçınılmazdı. Genişleme şu aşamalarla
gerçekleşti (İnalcık, 1981-2: 74-5):
(i) Türkmen göçebe grupların Bizans kıyı vadilerine doğru
mevsimlik hareketleri;
(ii) Ya ganimet için akınlar ya da paralı askerler olarak iş bulmak
için, kabile kökenli Gazi önderlerin yönetiminde küçük akıncı grupların
kurulması;
(iii) Birçok yerel şefi yönetimi altına alma başarısını
gösteren önderlerin ortaya çıkması ve bunlann fethedilen topraklarda beylikler
kurmaları;
(iv) Belirli siyasal ve ekonomik amaçları olan bu Gazi beyliklerin,
Ege bölgesi ve Balkanlar'da bölgesel üstünlük mücadelesine girişmeleri ve böylece
daha önce tam yönlendirilemeyen genişleme güdülerinin yeni amaçlar üzerinde
odaklaşması.
3
Ege bölgesindeki beyliklerin belirli bir diriklik kazanmalarının
ve bunlar arasında Osmanlıların giderek güçlenip çevre beylikleri egemenlikleri
altına almasının nedenleri arasında, Anadolu'ya özgü bazı toplumsal ve ekonomik
öğeler bulunmaktadır. Bunlardan önemli bir tanesi, sınır topluluklarında uzun
süreli sonuçlar doğuran esir ticaretidir (İnalcık, 1981-2: 76). O
dönemde esirlerin fiyatı, Iran'da ve Arap ülkelerinde talep çok olduğundan,
yüksekti. Üstelik, sınır bölgelerindeki "dinsizlerin" tutsak alınması hem
dine uygun bir hareket, hemde karlı bir ticaret oluyordu. Dolayısıyla, esir toplamak
için düzenlenen akınlar ve Avrupa'da paralı asker olarak işe alınma olanakları,
Türkmen sınır topluluklarında belirli bir uzlaşmaya ve toplumsal farklılaşmaya yol
açtı. Bu işleri uzmanca yönetebilmek için "savaş önderleri" ortaya
çıkmaya başladı ve yörenin ya da önderin adını taşıyan beylikler kuruldu.
Bu olayların en önemli ve uzun vadeli sonucu, kabile bağlarının
yavaş yavaş zayıflaması ve bunun yerine giderek genişleyen ve güçlenen beylik bağlarının
kurulmasıdır. Akınların giderek yaygınlaşması ise, grup bağlarını güçlendirerek
önderin çevresinde sağlam bir toplumsal grubun kenetlenmesine yol açmıştır. Bu
arada, Anadolu'ya gelen "dervişler" hem gaza ideolojisini kuvvetlendirmişler,
hem de önderin siyasal otoritesine İslamiyetin dini yaptırımını eklemişlerdir. Aslında
bunun Orta Asya'ya kadar geri giden bir süreç olduğu söylenebilir ve doğrudur. Ancak,
Anadoluda yeni olan, hareketin boyutlarının genişlemesidir ve bu nicelik farkı ilerde
nitelik farkına dönüşecektir. Bunun nedenleri ise, nüfus baskısı karşısında
merkezi hükümet otoritesinin ve Bizans'ın savunmasının zayıflamasıdır.
Beyliklerin güçlenmesini sağlayan bir başka öğe, anlatılan değişikliklerin
hem nedeni ve hem de sonucu olarak değerlendirilebilecek olan at yetiştiriciliğidir. Türkmenlerin
yerleştikleri yaylalar at yetiştiriciliği için son derece elverişliydi. Dolayısıyla,
Anadolu'da at yetiştiriciliği yayılarak, Anadolu atlarının ünleri arttı ve komşu
ülkelerde aranılır oldu. Bu durum, bir yandan Anadolu'da zenginliğin birikmesine yol açarken,
öte yandan Türk-Moğol savaş taktikleri ve silahlanyla güçlenen Türk süvarisi Hıristiyan
Avrupa'ya karşı Anadolu'nun temel üstünlüğü haline geldi. At ve süvarinin kazandığı
önemin toplumsal sonuçlan da oldu: piyade varlığını sürdürmekle birlikte, süvari,
yani "sipahi", askeri bir elit ve yönetici sınıf biçimine dönüştü. Kısaca,
ata binmek bir ayrıcalık oldu.
Anadolu'da kabile bağlarını zayıflatıp, ilerde Osmanlıların güçlü
bir merkezi devlet kurabilmelerini kolaylaştıran bir başka öğe de paralı askerlik
kurumudur (İnalcık, 1981-2: 77-8). Ele alınan dönemde Balkanlar'da ve İtalya'daki küçük
devletlerde paralı asker toplamak, sürekli bir ördu bulundurmaktan çok daha ucuz ve
etkili yoldu. Ucuz olmasının nedeni, paralı askerlerin nakitten çok ganimet ve tutsak
peşinde koşmaları, etkili olmasının nedeni ise, bu askerlerin' oluşturduğu grupların
savaşkan ve disiplinli olmalarıdır. Orta Asya'dan gelme ünlü Türk yayı ve grubun
uzun yıllar birarada çarpışmış olmalan, örgütlenme yeteneklerini ve
profesyonelliklerini en üst düzeye çıkarmış bulunuyordu. İşin aslına bakılırsa,
bu "paralı bölüklerin" yaptıkları iş hiç de kolay değildi. Tanımadıklan
Hıristiyan yörelerde, bazen kendilerinden çok daha güçlü birliklerle savaşıyorlar,
bazen de yok ediliyorlardı. İşte bu yüzden, daha güçlü ve etkili bir önderin arkasında
disiplinli bir biçimde örgütlenmiş bölüklerin başarı şansı doğal olarak artıyordu.
Bu durum da, Anadolu'da güçlü beylerin ortaya çıkmasını ve çevresindeki halkı
birleştirmelerini kolaylaştırmıştır.
İşte, bu Anadolu beylikleri arasında Bizans'a en yakın bölgede
kurulmuş olan Osmanlılar güçlenerek Bizans'ın tek paralı asker kaynağı ve dolayısıyla
"en sadık dostları" olmuşlardır. Burada bir başka önemli nokta da, Orhan'ın
oğlu Süleyman Paşa'nın tarihi bir karar vererek, Çanakkale'den Gelibolu'ya, yani
Avrupa yakasına geçmesidir. Böylece, Osmanlılara Avrupa yolu açılmış, ilerde
Avrupa sisteminin önemli bir öğesi haline gelecek olan Müslüman bir devletin
temelleri atılmış oluyordu. Aynı dönemde, Anadolu'daki öteki beyliklerin böyle bir
niyeti yoktu. Onlar, kendilerini Anadolu ile sınırlandırmışlar ve sonunda Avrupa
kaynaklarını da kullanarak giderek güçlenen Osmanlı devtetinin sınırları içinde
bağımsız varlıklarını yitirmişlerdir.
|