NEJAT GÜLEN
ŞANLI
BAHRİYE
Nejat Gülen, Şanlı Bahriye (Türk Bahriyesinin İkiyüz Yıllık Tarihçesi 1773-1973)



Kapak
Birinci Baskıya Önsöz
İkinci Baskıya Önsöz

I. Bölüm
MODERN TÜRK
BAHRİYESİNİN KURULUŞU
1. Giriş
2. Yelken Devri
3. Osmanlı Devleti'nde Yelken Devri Gemi Tipleri
4. Osmanlı Devleti'nde İlk Deniz Hareketleri
5. Çeşme Faciası ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Mora Ayaklanmaları ve Rusların Akdeniz'e İnme Emelleri,
— Koyun Adaları Muharebesi,
— Çeşme Faciası,
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Faaliyetleri.
6. İlk Eğitim Hareketleri ve 1773'de Bahriye Okulunun Kuruluşu

II. Bölüm
III. SELİM DÖNEMİ (1789-1807)
1. 1789'da Ülkenin Genel Durumu
2. Bahriyede Islahat
3. 3. Selim Dönemi Gemileri
4. Dış İlişkiler
5. İngiliz Donanması İstanbul'a Hücum Ediyor
6. III. Selim Tahttan İndiriliyor
7. Bahriye Okulu ve Küçük Hüseyin Paşa

III. Bölüm
II. MAHMUT DÖNEMİ (1807-1839)
1. Devrimci Padişah
2. Bahriye'de Reform Çabaları
3. 1821, 1822 Yıllarında Mora, Sisam, Sakız Olayları
4. Navarin Faciası
5. Tersane, Donanma ve Personel Durumu
6. İlk Modern Gemiler
7. II. Mahmut Dönemi Gemileri
8. İlk Buharlı Gemi ve Amerika Birleşik Devletleri ile İlişkiler
9. Bahriye Okulu'nun Durumu

IV. Bölüm
TANZİMAT DÖNEMİ
VE KIRIM HARBİ (1839-1861)
1. Dönemin Önemli Olayları
2. Firari Ahmet Fevzi Paşa'nın Donanmayı Mısır'a Kaçırması
3. Genel Olarak Bahriye'de Yapılan Islahat
4. Buharlı Gemi Devri Başlıyor
5. Sivil denizcilik Örgütleri
6. Kırım Harbi
7. Kırım Harbi Arifesinde İstanbul
8. Sinop Baskını
9. Sivastapol Savaşı
10. Destan Gemiler
11. Bahriye Okulunun Durumu

V. Bölüm
ABDÜLAZİZ DÖNEMİ (1861-1875)
1. Donanma Tutkunu Padişah
2. Abdülaziz'in Fransa ve İngiltere Gezileri
3. Abdülaziz Dönemi Gemileri
4. Abdülaziz'in Tahttan İndirilişi
5. Bahriye Okulunun Durumu
VI. Bölüm
MAKİNELİ GEMİLER
VE MODERN SİLAHLAR
1. İlk Makineli Gemiler
2. Makineli Savaş Gemileri
3. Ağaç Tekneden Demir Tekneye ve Zırhlıya Geçiş
4. Savaş Gemilerindeki Büyük Gelişme
5. Mayın ve Torpidonun Gelişimi
6. Denizaltının Gelişimi
7. İlk Türk Denizaltıları
8. 1860-1914 Dönemi Savaş Gemisi Tipleri

VII. Bölüm
ABDÜLHAMİT DÖNEMİ (1875-1908)
1. Abdülhamit'in Kişiliği
2. Abdülhamit'in İlk Saltanat Yılları
3. Abdülhamit Donanmayı Niçin Haliç'e Hapsetti?
4. Girit Sorunu ve 1897 Osmanlı-Yunan Harbi
5. Donanmanın Haliç'ten Çıkış Fiyaskosu
6. Yeni Gemiler Alınışı ve Abdülhamit Dönemi Gemileri
7. Ertuğrul Faciası
8. Bahriye Okulunun Durumu

VIII. Bölüm
BAHRİYEDE YABANCI UZMANLAR VE BAZI ÖNEMLİ PAŞALAR, ALBAYLAR
A- Bahriyede Yabancı Uzmanlar
— Jan Baptiste Benoit
— Baron de Totte
— Sir Adolphus Slade
— Hobart Paşa
— Henry Felix Woods
— Amiral Buckham
— Amiral Douglas Gamble
— Amiral Williams
— Amiral Limpus
— Amiral Souchon
B- Bazı Önemli Paşalar, Albaylar
— Cezayirli Gazi Hasan Paşa
— Abdullah Ramiz Paşa
— Çengeloğlu Tahir Paşa
— Firari Ahmet Paşa
— Hacı Ahmet Vesim Paşa
— Morali Eyüp Arif Paşa
— Ateş Mehmet Paşa
— Kayserili Ahmet Paşa
— Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa
— İngiliz Sait Paşa
— Hasan Rami Paşa
— Süleyman Faik Paşa
— Hüseyin Hüsnü Paşa
— Arif Hikmet Paşa
— Osman Paşa
— Mehmet Raşit Paşa
— Albay Hüseyin Rauf Bey (Orbay)
— Albay Ramiz Numan
— Albay Tahir Burak

IX. Bölüm
MEŞRUTİYET
VE SONRASI (1908-1914)
1. Meşrutiyetin İlânında Donanmamızın Durumu
2. Donanma Cemiyeti
3. Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Satın Alınışı
4. Padişah Mehmet Reşat'ın Gemi Gezileri
5. Reşadiye ve Sultan Osman Dretnotlarının İngiltere'ye Siparişi ve İngilizlerin Bu Gemilere Elkoyması
6. İtalyan Savaşları - Trablus ve 12 Adanın Kaybı
7. Balkan Harbi Felaketi
8. Balkan Harbinde Donanma
9. İmroz ve Mondros Muharebeleri
10. İmroz ve Mondros Muharebelerinde Yenilginin Muhasebesi
11. Balkan Harbinde "Kötü Yönetim" Tartışmaları
12. Destan Gemi Hamidiye Akdeniz'de
13. Babıâli Baskını
14. Şarköy Çıkartması
15. Edirne'nin Düşmesi, Barbaros ve Turgut Reis Zırhlılarının Çatalca'daki Savaşları
16. Meşrutiyet Döneminde Bahriye Okulu

X. Bölüm
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MÜTAREKE DÖNEMİ (1914-1920)
1. Savaşa Giriyoruz
— Fenerbahçe Futbol Takımı Rusya'da
— Goeben ve Breslau Kruvazörlerinin Gelişi
— Savaş Başlıyor
— Savaşın Başında Gemilerimiz
2. Çanakkale Savaşları
— Çanakkale Geçilmez
— 18 Mart 1915 Zaferi
— Mayınların Yerleştirilmesi
— Düşman Zırhlıları Batıyor
3. Çanakkale'de Deniz Savaşları
— Donanmamızın Durumu
— Muavenet-i Milliye Muhribi İngilizlerin Goliath Zırhlısını Batırıyor
4. Marmara'da Denizaltı Savaşları
— Denizaltı Savaşları
— Boğazı İlk Geçme Girişimleri, Saphire ve E-15 Denizaltılarının Batışı
— Sultanhisar Torpidobot'unun AE-2 Denizaltısını Batırışı
— Fransızların Başarısızlıkları
— Alman Denizaltılarının Eylemleri
— İngiliz Denizaltılarının Başarıları
— Denizaltı E-11 ve Yüzbaşı Nashmith
— Denizaltı Savaşı Kızışıyor, E-7 ve E-14'ün Saldırıları
— E-l1 Barbaros Zırhlısını Batırıyor
— E-7 ve E-20'nin Batırılışı, Turquoise'ın Esir Alınışı.
5. Karadeniz'de Savaş
— Karadeniz'de Ruslarla Savaş
— Karacılar Yüzünden Batan Gemilerimiz
— Ruslar Yavuz'dan Korkuyor
— Mecidiye Odesa'da Batıyor
— Karadeniz'de Yeni Rus Zırhlıları ve Rusya'da İhtilal
6. İmroz ve Limni Adalarına Baskın
— Limni'de Midilli'nin Batışı, Yavuz'un Yaralanışı
7. Savaş Bitiyor
— Mütareke ve İstanbul'un İşgali
— Donanma Yok Oluyor
— Savaşta Batan Gemilerimiz
8. Birinci Dünya Savaşı'nda ve Mütarekede Bahriye Okulu

XI. Bölüm
KURTULUŞ SAVAŞI VE CUMHURİYET DÖNEMİ
1. Kurtuluş Savaşı Sırasında Donanma'nın Durumu
2. Cumhuriyet'in İlk Yılları
— 1925 Yılı, Bahriye Vekâleti
— İlk Topçu Atışları
— Rize İsyanı
— Şapka Devrimi'nin Donanmadan Başlayışı
3. Bahriye, Fantezi Kuvvet
4. 1928 Yılı ve Atatürk'ün Donanmaya Verdiği Ani Görev
5. İtalya'dan Yeni Muhripler ve Denizaltılar Alınıyor
6. Almanya'dan Denizaltılar Alınıyor
7. 1935-1937 ve İkinci Dünya Savaşı Yılları
- 1936-1937 Yılları
- Montrö Anlaşması
- Niyon Anlaşması
- 1938, ATA'nın Cenaze Töreni
- İkinci Dünya Savaşı Başlıyor
- 1940-1950 Yılları
8. 1950-1973 Yıllarında donanmamız
9. Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'dan Yeni Deniz Harp Okulu'na
10. Şanlı Bahriye

KAYNAKÇA

www.1001Kitap.com





I. Bölüm
MODERN TÜRK BAHRİYESİNİN KURULUŞU
  1. Giriş
  2. Yelken Devri
  3. Osmanlı Devleti'nde Yelken Devri Gemi Tipleri
  4. Osmanlı Devleti'nde İlk Deniz Hareketleri
  5. Çeşme Faciası ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Mora Ayaklanmaları, Rusların Akdeniz'e İnme Emelleri,
    - Koyun Adaları Muharebesi,
    - Çeşme Faciası,
    - Cezayirli Gazi Hasan Paşanın Faaliyetleri.
  6. İlk Eğitim Hareketleri ve 1773'de Bahriye Okulunun Kuruluşu.




MODERN TÜRK BAHRİYESİNİN KURULUŞU


    1. Giriş

    Bahriye, deniz demek olan "bahir" sözcüğünden gelir. Bahrî, denizle ilgili, denizciliğe ait demektir.
    Larous'ta Bahriye kelimesinin karşılığında "Bir devletin deniz kuvvetleri ve denizle ilgili kuruluşlarının tümü" diye yazar.
    Kısaca,. Bahriye deniz kuvvetleri demektir, İngilizcesi "Navy"dir.
    Deniz Kuvvetleri su üzerinde yüzen silahlı, silahsız gemiler demektir.
    Gv.Kd. Deniz Albay Burhanettin Seri'nin Bahriye Okulunda okutulan gemicilik kitabının hemen başında gemi'nin tanımı vardır. Tanım şöyle:
    "Su üzerinde, kürek, yelken, makine gücü ile hareket edebilen ticaret ve savaş maksatları için özel tipleri olan muhtelif büyüklükte, ağaç, saç veya sentetik maddeden yapılmış teknelere gemi denir."
    Suyun kaldırma ve taşıma özelliğini keşfeden ilk insanlar, bundan yararlanarak ilk gemileri yapmışlardır. Eski Mısırlıların ilkel olmakla birlikte ulaştırmada kullanılabilen tekneler inşa ettikleri bilinmektedir. Bu nedenle kürek ve yelken'in Mısırlılar tarafından bulunduğu sanılmaktadır.
    Orta Çağlarda kullanılan ağaçtan yapılmış olan yelkenli ve kürekli gemiler bugünün ölçülerine göre çok küçüktüler, o kadar ki, Haçlı Seferleri sırasında kullanılan en büyük geminin bile boyu 36 metreyi geçmiyordu.
    Milattan önce 1000 yılında Çinliler tarafından bulunan pusulayı Avrupalıların Haçlı Seferleri sırasında öğrendikleri ve pusula sayesinde açık denizlere çıkma olanağına kavuştukları bilinir.
    Bir görüşe göre de Vikingler pusulayı daha önceden biliyorlardı ve Kristof Kolomb'tan çok önce Amerika'ya gitmişlerdi. Vikinglerin M.S. 1000 yıllarında baştarafı yüksek, güvertesi kapalı Drakker denilen teknelerle Amerika'ya gittikleri söylenir. Bu teknelerin 20 metre boyunda, dörtköşe yelkenli olduğu ve saatte 10 mil hız yaptığı tahmin edilmektedir.


    2. Yelken Devri

    Gemicilikte makineli gemilerden önceki döneme yelken devri denilir.
    İlk okyanus aşırı seferler yelkenli gemilerle yapılmıştır. Kuşkusuz bu uzun ve zor seferleri gerçekleştirebilmek için gemilerin yelkenlerinin ve donanımlarının çok sağlam olması gerekmekte idi.
    Eskiden yelken ve donanımları çok sağlam olan başı ve kıçı yuvarlak biçimde, geniş ambarlı, yelken ve kürekle hareket eden gemilere Nef adı verilirdi. Bu gemiler okyanuslarda, Akdeniz'de hem ticaret hem savaş için kullanılırdı.
    Karevela denilen tekneler ise Nef in daha ince yapılısı, 60-70 tayfa ile idare edilenidir.
    Buhar makinesinin gemilere uygulanması ile kürek ve yelkenle hareket eden gemiler hemen ortadan kalkmamış, uzun süre hem yelkenli hem de makineli gemiler kullanılmıştır. Sonunda yelken tamamen terkedilmiş ve bütün savaş gemileri makine ile hareket eder olmuştur.



    Osmanlı Devleti'nin kurulduğu yıllarda gemiler kürekle hareket ediyordu. Kuşkusuz ilk savaş gemileri olan Çektiriler de kürekle seyreden gemilerdi.
    Anadolu kıyılarındaki Türkler denize çıktıklarında Akdeniz'in hakimi olan Venedik ve Ceneviz fılolarındaki savaş gemilerini örnek aldılar. Onların kullandığı Gali sözcüğü Türklerde Kadırga ya dönüştü.
    Genellikle Cezayir korsanlarının kullandığı 10-36 oturak arasında değişen, Firkate'den Bastardaya kadar olan gemi tiplerini Osmanlılar da alıp aynen kullandılar. Osmanlı Kadırgalarının boyu 165 kadem, eni de 22 kademdi. Kuşkusuz kadırgalar hem yelken hem kürekle hareket ediyordu.
    Osmanlı Donanmasında makineli gemi döneminden önce kullanılan yelken ve kürekle hareket eden çektirilerin isimleri genellikle oturak sayısına göre değişirdi. (Oturak, kürekçilerin kürek çekerken oturduğu yerdir.) Her küreği ikişer, üçer kürekçi çekerdi. Oturak sayısına göre küçüğünden büyüğüne doğru teknelerin isimleri şöyle idi:

    10-17 oturaklıFirkate (Fırkata)
    18-19 oturaklıParkende (Birgende)
    19-24 oturaklıKalite (Kalyota)
    25-28 oturaklıKadırga
    26-36 oturaklıBaştarda (Baştarde)
    Daha büyük ve yüksekMavuna (mavna)

    Baştardalar, genellikle; kıç tarafları yuvarlak (karpuz kıçlı) olurdu ve beher küreği 3-5 kişi çekerdi, su kesiminden yukarı kısmı çok yüksekti.
    Mavuna'nın çift güvertelisi, Kristof Kolomb'un kullandığı gemilerin aynıdır. Bunlara İngilizler (Carreck) derler.
    Fransızların Gale'ne, İngilizlerin Galley dedikleri teknelere Türkler Kadırga derler.
    Kadırga 165-168 kadem uzunluğundadır (Bir kadem 37,5 cm'dir.)
    1700 yılına kadar Osmanlı Donanmasının esas savaş gemisi Kadırga idi, sonraları Kadırganın yerini Kalyon aldı.
    Baştarda, Kaptan Paşa'nın, Padişah'ın bindiği gemilerdir.
    Yelken Devrinde bugünkü donanma komutanlığı karşılığı olan makamdaki komutana "Kaptan-ı Derya" veya "Kaptan Paşa" denirdi. Sonra gelen, bugünkü Oramiral'e tekabül eden makam "Kapudane", Koramiral karşılığı "Patrona", Tuğamiral "Riyale", Tümamiral "Tersane Kethüdası" idi.
    Kalyon kaptanlarına "Kapudan", "kaptan", "hassa reisi" gibi unvanlar verilirdi.


    3. Osmanlı Devletinde Yelken Devri Gemi Tipleri

    Ateş Kayığı, Ateş Gemisi: Yanıcı madde yüklü, düşman gemilerinin yanına giderek, sabotaj yapmaya yarayan, yelken ve kürekle hareket eden çok süratli hafif tekne.

    Gali: (Galley)'den gelir. Alçak, altı düz, Akdeniz gemisidir. Yelken ve kürekle hareket eder.

    Çekdiri: Vasıfları oturak sayısına göre değişen yelkeni olmakla birlikte esas, kürekle hareket eden teknelerin genel adı.

    Şalope: 27 zira boyunda (1 zira 68 cm'dir.) Subye yelkenli (seren direği olmayan yelken tipi) 12 topu, 64 personeli olan iki direkli gemi.

    Barca: Karinası düz olup göl ve nehirlerde kullanılan bir cins kalyondur, 2-3 direkli 80 topludur.

    Vardakosta: Sahil muhafaza hizmetinde kullanılan gemilerdir.

    Brik: İki direkli, çok süratli bir gemi tipidir. Her iki direği de kabasorta donanımlıdır. (Kabasorta direk donanımları serenli demektir) 78-80 personeli olur. Boyu 10-22 metre, eni 7-9 metredir. Tipine göre 20-30 topu olur.

    Gulet: Brikten küçük, hafif armalı, iki direkli ve kabasorta donanımlı hafif bir teknedir.

    Uşkuna: 27 zira boyunda, 16 toplu, 90 mürettebatlıdır. İngilizcesi (Schooner)dır. Pruva direği tekmil seren yelkenlerini havi, iki direkli bir gemidir.

    Mistika: İtalyanca (mıstrie)'den gelir. Uskunadan küçüktür, subye armalı, lumbarsızdır.

    Çamlıca veya Şehdiye: 27-35 zira boyunda, 200 personeli olan büyük ve küçük tipleri bulunan bir savaş gemisidir.

    Eğribar: Büyük ve çok topu olan bir gemi tipi.

    Korvet: 3 Direkli harp gemisidir. 33-39 zira boyundadır. Topları 30 adet olup, toplar yalnız güvertesindedir. 174 personeli vardır, Firkateyn'den küçüktür, fakat yelken donanımı aynı biçimdedir.

    Firkateyn: Daha çok keşif görevi yapan 3 direkli bir gemidir. Korvetten büyük, Kalyondan küçüktür. Boyu 40-50 metre, eni 10-12 metredir. 10-12 mil sürat yapar, üst güvertesinde başka bir batarya topu daha olur. Güvertesinde genellikle sıra halinde 35-50 top bulunur. Sonradan 74 toplu firkateynler de yapılmıştır.

    Kalyon: 3 direkli kabasorta donanımlı, civadrası bulunan en büyük, en güçlü harp gemisi tipidir. 2-3 ambarlı olur. Boyu 40-70 zira, personeli 600-1.000 kişi arasında değişir. Üst güvertesinden başka alt alta üç sıra top güvertesi olur. Birbiri ardına üç sıra topu olan kalyonlara "üç ambarlı" denilir.
    İki sıra topu olanlara kapak, karaka (karavela) gibi isimler verilir.
    Göke veya Güge, Barca, İngilizlerin carrack dedikleri gemiler, Karaveller, hep Kalyon cinsi gemilerdir.
    Karavel veya Karevela'lar dört büyük yelkeni olan gemilerdir.
    En büyük Kalyonlara Küke denilir ki 1.500-2.000 tondur. 2.000 asker taşırlar.


    4- Osmanlı Devleti'nin İlk Deniz Hareketleri:
    Osmanlı Devletinde ilk deniz hareketi, Orhan Bey'in Anadolu'dan Rumeli'ye geçmesidir.
    İstanbul fethedildikten sonra, denizcilik biraz gelişmiş, Kanuni zamanında, Barbaros'un katılması ile tarihteki zirve noktasına ulaşılmıştır.
    1571 yılında, tüm hıristiyan devletlerinin bir haçlı donanması düzenleyerek, İnebahtı'da Osmanlı donanmasını mahvetmesi Türk deniz tarihinin ilk ve en acı olayıdır.
    Ancak kara orduları ile tüm Dünyayı titreten Osmanlı Devleti o denli güçlüdür ki, İnebahtı'da tüm donanmasını kaybetmesi onu hiç etkilememiştir.
    Nitekim İnebahtı mağlubiyetinden sonra telâşa düşen Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'ya Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın söylediği sözler çok anlamlıdır.
    Kılıç Ali Paşa, Sadrazama "gemi teknesi yapmak mümkündür, fakat 200 sefineye beş altı yüz lenger (çapa) ve buna göre palamar, yelken, halat, ip bulmak ihtimali yoktur." demiş. Cezayir korsanlığından gelme Uluç Ali Reis (Kılıç Ali Paşa)'nın bu sözlerine bir cihan imparatorluğunun sadrazamı olan Sokullu Mehmet Paşa'nın yanıtı şöyledir.
    ".....Paşa hazretleri, sen henüz bu Devlet-i Aliyeyi bilmemişsin be!... Vallah böyle itikad eyle. Bu devlet ol devlettir ki, murat edinirse cümle donanmanın lengerlerini ve serenlerini gümüşten, çarmıklarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan etmekte suabet çekmez ve herhangi bir geminin mutat üzre alâtunu ve yelkenlerini yetiştiremezsem bu minval üzere benden al..."
    Nitekim, 2 Haziran 1572'de 200 parçalık yeni Osmanlı Donanması tam teçhizat denize açılmıştır.



    Yelken devrinde, Batılı Devletler ne derece güçlenirlerse güçlensinler, teknik hep aynı teknik olduğu için yelken ve kürekle hareket eden ve basit topları olan savaş gemilerinin hem inşası hem korunması kolay ve ucuzdu.
    Sokullu zamanında dünyanın en büyük imparatorluklarından biri, belki de birincisi olan Osmanlı İmparatorluğu için yeniden bir donanma meydana getirmek mali açıdan hiç de önemli değildi. Ayrıca Ege ve Akdeniz sahillerinden gemi ve gemici tedarik etmek de çok kolaydı.
    İnebahtı savaşına kadar Akdeniz'de revaçta olan gemi tipi (kadırga) idi. Ancak İnebahtı'dan sonra, Kadırganın yerini Kalyonlar almağa başladı.Uzun direkli,yelkenli,yüksek bordalı 36 toplu galiler (Galleyler) öne çıktı. Kürek devri sona erdi ve gerçek yelken devrine geçildi.
    Osmanlı devleti de Kalyonlara gerekli önemi vermeğe başladı.
    Ancak Osmanlı'da denizcilik hep ikinci plânda idi. Devletin gücünü göstermesi ve sürdürmesi için denizlerin önemi yoktu. Karadeniz, Ege hattâ Akdeniz bir iç deniz idi. İspanyollar, Pörtekizler gibi müstemlekecilik için uzak ülkelere de gitmeye gerek görülmüyordu.
    Bir ara Türk korsanları Akdeniz'de kendi başlarına devlet kurmaya kalkışmışlar sonunda Osmanlı'nın himayesine girmişlerdi. Bunun en güzel örneği Barbaros'tu.
    Osmanlı, Avrupa'nın ortalarına, Afrika'ya, Asya'ya hep kara orduları ile girmişti. Padişah ordunun başında sefere çıkardı. En önemli makam, Kara Kuvvetleri Komutanlığı idi, denizcilik de sürekli ikinci planda kalıyor ve daima üvey evlat muamelesi görüyordu.


    5- Çeşme Faciası ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Mora ayaklanmaları, Rusların Akdeniz'e inme emelleri

    Barbaros'lar Turgut Reis'ler dönemi bitmiş Osmanlı Donanması Akdeniz'de hakimiyetini kaybetmişti.
    Devlet, kara ordularının kazandığı zaferlere dayanarak yaşıyordu.
    Duraklama ve gerileme devrinde reformlara ihtiyaç duyulduğu zaman düşünülen hep kara ordusunun ıslâhı idi.
    Denizcilik, özellikle Ege ve Akdeniz'deki deniz ticareti yunanlılara ve diğer Akdenizlilere bırakılmış gibiydi.
    Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Kaptan-ı Deryalar artık denizcilikten anlamayan saray adamları arasından seçilmeye başlanmıştı.
    Osmanlı-Rus savaşları sürüp gidiyordu. Nitekim 1768'de başlayan savaş 1774'de bitti.
    İşte Çeşme Faciası, bu savaş sırasında meydana geldi.
    Ruslar Akdeniz'e inme politikaları gereği Balkanlarda, Yunanistan'da ayaklanmalar çıkartıyorlardı.
    Özellikle Yunanistan'ın güneyindeki Mora yarımadasında (Osmanlı'nın Mora Eyaleti) Ortodoksları Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmak, onları ayaklandırmak, Rusların sıcak denizlere inmek için yürüttüğü politikanın bir parçası idi.
    Mora yarımadası ve civarındaki sayısız adaları gerektiği gibi korumak için büyük ve kuvvetli bir donanmaya ihtiyaç vardı. Oysa Osmanlı devleti artık denizlerde egemenliğini kaybetmişti.
    Coğrafyası Osmanlıyı bir deniz devleti olmaya zorladığı halde, 1770'li yıllarda değil denizlere hakim olmak, devlet, kıyılarını sahillerini bile koruyamaz durumda idi.
    Donanma sadece kendisini korumayı amaçlayan, kuvvetsiz, yetersiz, zayıf gemilerden oluşuyordu.
    Evvelce Akdeniz'de en büyük rakibi olan Venedik Cumhuriyeti de çökmüş ve 1718 Osmanlı Venedik savaşından sonra denizlerde önemli bir olay olmamış, barış içinde geçen 50 yıl da Osmanlı Deniz Kuvvetlerini tembelliğe sevk etmişti.
    Kaptan-ı Deryalık denizlerde savaşarak elde edilen bir makam olmaktan çıkmış, parayla satın alınan bir yer olmuştu. Tersane de tersane değil, adeta bir kalafat yeri idi. Çağın gereklerine uygun gemi inşasına imkân yoktu.
    Personel durumu ise içler acısı idi. Gemi süvarileri, kaptanlar yerlerini para ile satın alıyorlar, donanmaya tahsis edilen paralar yerine sarf edilmiyordu. Askeri disiplin kalmamıştı. Gemilerdeki usta gemicilerin tayfaların çoğu hıristiyandı. Askeri bir nizama bağlı değildiler, maceraperestler, hapishane kaçakları, sabıkalılar, bahriye askerliğine heves ediyorlardı.
    Osmanlı donanmasının durumu bu halde iken Rus Mareşali Munich, Mora'daki Ortodoksların ayaklanması için bir plan hazırladı. Çariçe II'inci Katerina'nın da uygun bulduğu bu planı İngilizler de destekliyordu.
    Plâna göre Mora'da ayaklanmalar başlayacak ve Rus donanması, Baltık denizinden çıkarak Cebelitarık yoluyla Akdeniz'e girecek, Mora'daki ayaklanmalara yardım edecekti.
    Rus donanması İngilizler tarafından eğitiliyordu. Esasen her iki devlet arasında 1769 da bir ticaret anlaşması da imzalanmıştı.
    İstanbul'daki Osmanlı donanmasının Mora ayaklanmasını bastıracak güçte olmadığı biliniyordu.Üstelik Rusların Baltık Donanması da Akdeniz"e gelince Mora ayaklanmalarında Ortodoksların başarı kazanacaklarına kesin gözü ile bakılıyordu.
    Önce Baltık denizindeki Amiral Spridof komutasında olan 7 kalyon, 4 firkateyn ve bir nakliye gemisinden oluşan Rusların birinci filosu, arkasından da İngiliz amirali Elfinston komutasındaki ikinci Rus filosu hareket etti. İkinci filo ingiltereye uğrayarak eksiklerini tamamladı ve iki filo da ingiliz üssü olan Cebelitarık'ta buluştu ve nisan ayında Mora'ya doğru hareket ettiler.
    Bu sırada Kaptan-ı Derya Eğribozlu İbrahim paşa idi. Mora sularına 10 gemilik bir donanma gönderdi. Rodos mutasarrıfı Cafer Bey de bir kısım gemi sevk edecekti, ancak gemilerinin teçhizatı ve personeli çok noksandı. Bu sırada İbrahim Paşa Kaptan-ı Deryalıktan alındı yerine Hüsamettin paşa atandı.
    Mora ayaklanması nedeniyle Osmanlı donanmasının elindeki 13 kalyonun (3'ü yolda sakatlandı) 10'u ve ayrıca 10 adet çektiri Mora yarımadasının güneyindeki Anapoli limanına vardı. Rodos mutasarrıfı Cafer Bey'in 7 gemisi de bu limana geldi.
    Kont Alexy Orloff komutasında ki tüm Rus kuvvetleri ise 15 kalyon ve 16 ufak gemiden oluşuyordu.Rus filosunda iki Rus amirali (biri Amiral Spridof) Elfinston isminde bir ingiliz amirali ve gemilerde çeşitli ingiliz uzman denizcileri vardı.
    Osmanlı ve Rus donanması Anopoli limanın biraz güneyindeki Menekşe mevkiinde karşı karşıya geldiler. (18-5-1770) Önemli bir savaş olmadı, gemiler birbirlerine karşılıklı birkaç top atışı yaptılar. Cafer Bey'in komutasındaki Rodos'tan gelen gemiler çekilmeye başladılar, Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa da gemilerini Anapoli limanına soktu. Limanın ağzına kalyonlar baştan ve kıçtan demirlendi, topları da denize çevirdiler.
    İngiliz Amirali Elfinston'un komutanlarındaki Rus gemileri limanın önüne geldi, karşılıklı top atışları yapıldı, Rusların iki gemisi sakatlandı. Hüsamettin Paşa bir türlü limandan dışarı çıkmak istemiyordu, sonunda çıkıldı ama, Rus gemileri aranacak yerde Hydra adasına gidip demir atıldı.
    Bu sırada amiral Elfinston ile Rus amirali Spridof un gemileri birleşerek Hydra adasına doğru yola çıkmışlardı, Osmanlı donanmasını arıyorlardı.
    Hüsamettin Paşa durumu öğrenince hemen Hydra'dan uzaklaşmaya karar verdi, bir türlü savaşmak istemiyordu.
    Cezayirli Hasan Bey o sırada Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa'ya şöyle demiş ".....Mademki düşmanla savaşmaya isteğiniz yok, öyleyse, düşmanla karşılaşmamak için Çanakkale'ye yahut İzmir müstahkem mevkiine gidelim ve şerefsiz bir durumda orada oturup, duralım...."
    Buna rağmen Hüsamettin Paşa , donanmayı Çanakkale'ye doğru hareket ettirdi.

    Koyun Adaları Muharebesi: (5 Temmuz 1770)

    Osmanlı Donanması Koyun Adaları mevkiinde, sahile yarım mil açıklıkta, yarım ay biçiminde demirlemiş ve toplarını açık denize doğru çevirmiş, yatıyordu.
    Rus gemileri ansızın saldırdılar. Ancak savaş teknikleri çok acemice idi. Amiral Spridofun kalyonu "yavestafiy"e iki mermi isabet etti, yelkeni parçaladı, dümeni bozuldu ve amiral gemisi hareketsiz kaldı. Cezayirli Hasan Bey de hemen kendi kalyonunu Rus kalyonuna rampa etti ve askerleri ile birlikte kendisi de Ruslarla göğüs göğüse çarpışmaya başladı. Rus gemisinin cephaneliği patladı. Çıkan yangın hem Rusları hem Osmanlıları müşgül duruma soktu, Cezayirli Hasan Bey'in "Burcuzafer" kalyonu da tutuştu. Cezayirli Hasan Bey denize atlayıp bir başka kalyona çıktı ve savaşı oradan yönetti. Bu sırada alevler bütün gemileri tehdit ettiğinden Osmanlı donanması da demir aldı ve daha güneye, Çeşme Limanına doğru yola çıktı.

    Çeşme Faciası:

    Cezayirli Hasan Bey'in tüm muhalefetine rağmen Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa donanmayı küçücük bir liman olan "çeşme"limanına soktu. Gemiler birbirine aborda olmuş, iskarça vaziyette idi. Gemi toplarının kullanılmasına imkân yoktu. Esası bir karacı komutanı olan Hüsamettin Paşa, bir türlü açık denize çıkıp savaşı kabul etmiyordu. Liman ağzına bağladığı dört kalyonun topları ile iskarça yatan gemilerini koruyacağını sanıyordu.
    Osmanlı donanmasının durumunu öğrenen ingiliz amirali Elfinston Ruslara tek bir ateş kayığı ile tüm Osmanlı gemilerini yakabileceğini söyledi. Ruslar bu fikri önce ciddiye almadılar, sonra kabul ederek harekete geçtiler.
    İngiliz Komodoru Greik komutasında 4 kalyon 2 firkateyn ve bir humbara gemisi 6 Temmuz'da Çeşme Limanı yakınlarına geldi, iki taraf kalyonları arasında önce topçu ateşi başladı, sonra bir İngiliz denizcisinin kullandığı bir ateş kayığı limana girdi. Alevler etrafı sarınca ateş kayığını kullanan İngiliz denizci, denize atlayıp kendini kurtardı ve limanda birbirine bağlı yan yana yatan Osmanlı Donanmasının tamamı yandı.
    Bu felaketten, tarihte Çeşme Faciası diye geçen bu faciadan Hüsamettin Paşa'nın bastardası kurtuldu, Cezayirli Hasan Bey ve Cafer Bey de yaralı olarak kurtuldular.
    Tarihçi Fevzi Kurtoğlu'nun yazdığına göre Cezayirli Hasan Bey, ağzında kılıncı ile denize atlamış, yüzerek karaya çıkmış, bu nedenle kendisine "Timsah Adam" ismini takmışlar.
    Cezayirli Hasan Bey, İzmir'e gidip bir ay tedavi olduktan sonra Alaiye firkateyni ile Çanakkale'ye geldi.
    Çeşme'de Osmanlı donanmasının yakılmasında Rusların pek rolü olmadığı halde, Rus Çariçesi Katerina Rus kuvvetleri komutanı Kont Alexy Orloff u Dünya'ya Çeşme Kahramanı diye ilan etti ve soyadını da "Çeşme" olarak değiştirdi.
    Alexy Orloff, Osmanlı'nın Akdeniz'deki deniz yollarını kesmek amacı ile Limni adasına gelip adaya asker çıkartt.
    Cezayirli Hasan bey bu durumu öğrenmişti, derhal Limniye taarruz etmemiz gerekir diyordu. Fikrini güçlükle kabul ettirip donanmadan sağladığı 1000 kalyoncu eri ile 5-6 Ekim gecesi Çanakkale'den hareket ile Limni adasına hücum etti.
    Bu baskın Rusları çok korkuttu. Orloff adaya çıkartmış olduğu askerlerini toplayarak adayı terk etti. İngiliz amirali Elfinston, Rusların bu korkaklığına çok kızdı o da personelini alarak İngiltere'ye geri döndü.
    Bu olaydan sonra Hasan Bey'e hem paşalık hem gazilik unvanı verildi ve 22 Ekim 1770 günü Kaptan-ı Deryalığa tayin edildi.

    Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın faaliyetleri:

    Rus Çariçesi 2. Katerina, Çeşme zaferinden sonra daha da cüretlendi, donanmasının başındaki Kont A.Orloff'a tüm Osmanlı kıyılarını ambargo altına almasını emretti, ancak bu ambargo sözde kaldı,sonunda Rus donanması Akdeniz'den çıkıp Cebelitarık yoluyla yine Baltık denizine döndü.
    Ruslar bu arada Karadeniz'de de bir donanma oluşturmuşlardı.
    Cezayirli Hasan Paşa'da Karadeniz'e çıkmış ve ilk kez Karadeniz'de Ruslarla çarpışmıştı. 1773 yılında yapılan bu deniz savaşından iki taraf da bir sonuç alamadı.
    Kara orduları da birbirleri ile savaşta idi, sonunda 21 Temmuz 1774'de Kaynarca Anlaşması imzalandı.
    Bu anlaşma hükümlerine göre Kırım bağımsız bir devlet haline geldi ve Ruslar pek çok imtiyaz elde ettiler. Örneğin Rus gemileri Boğazlardan serbestçe geçeceklerdi.
    Ancak Kaynarca Anlaşmasına rağmen, aralıklı olsa da Ruslarla savaş sürüp gitti.
    Karadeniz'de Rusların iki filosu oluştu ve Karadeniz Osmanlı'nın bir kapalı denizi olmaktan çıktı.
    Rusların asıl emelleri boğazları almak ve Akdeniz'e çıkmaktı, ancak Ruslar hiçbir zaman gerçek bir denizci devlet olamamışlardı, onlar da halâ, donanmayı kara ordusunun bir parçası gibi kullanmak eğilimindeydiler.
    Osmanlı donanması da bütün ıslahat çabalarına rağmen bir türlü modernleşememişti. Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın gayreti ile hiç olmazsa Karadeniz'de Ruslarla savaşabiliyordu. Cezayirli 1770 de Kaptan-ı Deryalığa getirildikten sonra, III. Selim'in tahta çıktığı 1789 yılına kadar geçen sürenin 15 yılını Kaptan-ı Derya olarak geçirdi. 1770-1789 yılları arasındaki karışık dönemde pek çok görev aldı. 1776'da Suriye ihtilalini bastırdı. 1779'da Mora Eyaleti Murahhası oldu. 1786 da Mısır'da çıkan karışıklıkları bastırdı. 1787 ve 1788 yıllarında Karadeniz'de Ruslarla savaştı.
    1788 yılı Mayıs ayında Karadeniz'de Ruslarla iki kez deniz savaşı oldu, birincisini Osmanlılar, ikincisini Ruslar kaybetti. Bu savaşlar, esas itibari ile kıyıdaki kaleleri korumak, yahut kıyı kalelerine hücumları desteklemek için yapılan savaşlar idi.
    Karadeniz'deki en önemli kalelerden biri olan Dinieper Kalesine, Türklerin yardım için yaptıkları deniz savaşını ise Ruslar kazandı ve Dinieper Kalesi Ruslara teslim oldu.
    Bu arada Özi Kalesi de Rusların eline geçti ve bu havadisi alan Padişah I. Abdülhamit, yüreğine inerek öldü, yerine III. Selim geçti.
    III. Selim padişah olur olmaz Cezayirli Gazi Hasan Paşa'yı Kaptan-ı Deryalıktan aldı. Ancak kısa bir süre sonra, Cezayirli Hasan Paşa Şumnu'da iken, onu sadrazamlığa getirdi.
    Ancak Cezayirli, sadrazam sıfatı ile İstanbul'a gelemeden Şumnu'da öldü.


    6- İlk eğitim hareketleri ve 1773'te Bahriye Okulunun kuruluşu:


    1770 Çeşme Faciası, Osmanlı denizciliğinde bir dönüm noktası oldu.Yöneticiler, denizciliğe önem vermenin gerektiğini anlamaya başladılar, denizciliği geliştirmek için ciddi çalışmalara başladılar.
    Esasen Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı Derya oluşu çok önemli bir olaydı. Zira uzun zamandır denizcilikle ilgisi olmayan saray adamlarına verilen Kaptan-ı Deryalık görevi, yeniden gerçek bir denizciye verilmiş oluyordu.
    Büyük bir denizci, gerçek bir kahraman olan Cezayirli Hasan, "Paşa" ve "Gazi" unvanlarına bir de eğitimciliği kattı.
    1770'de Kaptan-ı Derya olduğunda, donanmada eğitim diye bir şey yoktu.
    Cezayirli Hasan Paşa denizciliğin gelişmesi için iki önemli şart olduğunu ileri sürerek işe başladı.
    1- Tersanelerin teknik olanaklarının geliştirilmesi
    2- Deniz personelinin eğitimi
    Bu amaçla Avrupa'dan mühendisler getirtilerek tersanelerde dönemin tekniğine uygun modern savaş gemileri yapılmaya ve eğitim kurumları açılmaya başlandı.
    Cezayirli Hasan Paşanın fikrine göre 40 adet kuvvetli kalyon lazımdı. Ayrıca donanma, devşirme askerlerden de arındırılmalıydı. Ancak Paşa'nın bu fikirlerine tutucular şiddetle karşı çıkıyorlardı.
    Bu fikirlerinin özellikle eğitim ile ilgili olanlarını ise yeni değildi.
    Modern denizcilik okulu kurulması fikri çok daha önceleri ortaya atılmış fakat başarıya ulaşamamıştı. Daha 1727 yılında Padişah III. Ahmet çağdaş bilgilerde donatılmış subay yetiştirilmesi için çalışmalar yapılmasını emretmiş, Sadrazam İbrahim paşa tarafından bir tasarı hazırlanmış, Üsküdar'da yeni usul üzerine talim yapılmaya başlanmış, ancak bu teşebbüs yeniçerilerin şiddet gösterileri ile önlenmişti.
    I. Mahmut, yine Üsküdar'da Toptaşı'nda (Humbarahane) ve (Mühendishane) adında bir okul açtırmış, okula bazı hendese aletleri alınmış ve zamanın ünlü matematikçisi Mehmet Sait efendi, hendese öğretmeni olarak atanmıştı.
    Bu okul da yeniçerilerin saldırısına hedef olmuş ve kapanmıştı.
    30 Ekim 1750 de tahta çıkan III. Mustafa da aynı düşüncelerle, bu kez Sütlüce'de Karaağaç mevkiinde bir okul açmış ancak o okul da kapanmıştı.
    Her ne olursa olsun çağdaş bilimi orduya sokmakta kararlı olan III. Mustafa özellikle Çeşme felaketi üzerine mutlaka orduda ve bahriyede modernleşmeyi sağlamaya çabalaşmıştır
    Padişah, orduda topçu ve istihkâm sınıflarının geliştirilmesi ile görevli olan Baron de Tott'dan, bir hendesehane kurulmasını istemiştir.
    İlk kez, 1773 yılında, Kasımpaşa'da, Tersane'de, Darağacı semtinde bir "hendese odası" açılmıştır. İşte bu okul, "Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un, bugünün Şanlı Bahriye Okulu'nun çekirdeğini oluşturan okuldur.


<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>